Lesley Hazleton: Kuran’ı okumak üzerine

Yorum yapın

Kategorisi Genel

İmtihan ve Ateist yanılgılar

Youtube’da “The Amazing Atheist”(TJ) tarafından hazırlanan “God Fails The Test” videosu Allah imtihanı geçemedi ismiyle Türkçe’ye çevrildi, Şüpheci Melek tarafından paylaşıldı ve ateistler kendilerine yeni bir tatmin metası daha buldu. İnsan azmanı TJ’in hazırladığı bu video aslında İslam hakkındaki cehaleti ve ateizmle gelen, dayanılması güç “sığlığı” gözler önüne seriyor. Hayatın imtihan olduğuna dair İbrahimi dinlerin ortak öğretisini, klasik ezberlerle çökertmeye çalışan video, aslında inanmayanların bilgi birikimini göstermesi açısından “deneysel”. Videodaki hataları, yanlışları, saçmalamaları teker teker ortaya çıkaralım;

1.Cennete yahut cehenneme giden insanların buralarda ebediyete kadar kalacağının” İbrahimi dinler tarafından söylendiği iddia ediliyor. Bu açık bir çarpıtmadır. Cennete giden insanlar ebediyete kadar cennette kalırlar ancak içinde imanı olup yalnız günahkar olan insanlar ise önce günahları için cehenneme sonra ise cennete gönderilir. Peygamber efendimiz bir hadis-i şerifinde şöyle buyuruyor;

Hakkıyla cehennemlik olan cehennemlikler var ya, onlar cehennemde ne ölürler ne de yaşarlar. Lakin günahları sebebiyle ateşe duçar olan bir kısım kimseler vardır ki, ateş onları tamamen öldürür. Yanıp kömür olduktan sonra, kendilerine şefaat edilme izni verilir. Böylece grup grup getirilirler ve cennet nehirlerine dağıtılırlar. Sonra: “Ey cennet ehli! Bunların üzerlerine su dökün” denilir. Bunlar, sel yatağında biten bir ot gibi yeniden biterler.

Videoda deniyor ki “eğer 1 alırsan cehenneme 5 alırsan cennete gidersin, bunların arasında başka bir not yoktur, 3 falan alamazsınız“. Ancak hadisten anlaşıldığı üzere 1 ile 5 arasında başka notlar da var ve bu aradaki notlar hasebiyle, cehenneme giden bazı kişilerin daha sonra cennete gitmesi de mümkün. Pek âlâ 3 de alınabilir, imtihan sonucunda.

2. Diğer çarpıtma ise Allah’ın yaptığı imtihanın adil olmadığına yönelik. Şöyle bir örnek var videoda; “Farz edelim ki adı Bob olan biri var; karısını sürekli döven, çocuklarını kamçılayan, her türlü iğrençliği yapan biri ama İsa’ya kendini bağışlaması için dua ediyor ve cennete gidiyor“. Örnekte çok büyük bir hata var. Çünkü Bob, Tanrı’ya ya da İsa’ya karşı bir suç işlemiyor, kullara karşı bir suç işliyor. Yani ortada “kul hakkı” var. Bu durumunda Bob’u bağışlayacak tek merci, mağdur kullardır. Şayet zulmettiği insanlar onu bağışlamazsa, Bob kıyamette cennete gidememe tehlikesiyle karşı karşıya kalır. Hadis-i Şerif gayet net;

Müflis, şu kimsedir ki, kıyamette, amel defterinde pek çok namaz, oruç ve zekat sevabı bulunur. Fakat, bazılarına çeşitli yönden zararı dokunmuştur. Sevapları, bu hak sahiplerine verilir. Hakları ödenmeden önce sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları, bunun üzerine yükletilip Cehenneme atılır.

Muhakkak ki mağdur olan hakkını alır, zulmeden ise yaptığının cezasını çeker. Allah’ın tamamen insan iradesine bıraktığı bir mevzu. Ve bireyin İslamiyet açısından ne denli önemli olduğunu göstermesi açısından da çok mühim. “Din” videoda bahsedildiği gibi salt imani ritüellerde bulunma, inandığın “metafizik güce dua etme ve bu güç tarafından bağışlanma” cenderesinde bir olgu değildir. Din; dünya hayatındaki amellerini düzenler, prensipler getirir ve bu ameller doğrultusunda sana hak ettiğini sunar. Dünyada yaptığımız ve başka kulların mağduriyetine sebep veren eylemlerimizin panzehiri dua değil, hakkını aldığımız kullar tarafından bağışlanmaktır. İslamiyet’te kul hakkı dinler üstü bir kavramdır. Şayet bir Müslüman, inançsız birinin hakkına giriyorsa; kıyamette inançsız insan Müslüman’dan kendi hakkını alacaktır. Videoda lanse edilmeye çalışılan; “insaniyetten, insanlıktan uzak salt göklere hapsolmuş, bireyi yok sayan, her türden hatanın tek bir duayla affolunduğu” bir din şablonu. Ancak hakikat böyle değil.

3. Yanlışın, hatanın sonu yok. Videoda bir örnek daha veriliyor; “Hayal edin, Linsy adında lösemili küçük bir kız var ve ölmek üzere. Dini kabul etmek için zamanı olmadı. Bu yüzden de cehenneme gidecek.” Ne tarafını düzeltmem gerekiyor, çözemedim doğrusu. Gerçekten ahmakça bir örnek. Peygamber efendimiz buyuruyor;

Peygamber cennetliktirşehit cennetliktirçocukken ölen cennetliktir, diri diri gömülen çocuk cennetliktir.

Bu yönde birçok hadis-i şerif var. Çocuk yaşta ölenlerin cehenneme gitmesi söz konusu dahi değil. Ayrıca her insan iman etmiş şekilde doğar. “Dini kabul etmek için zamanı olmadı” ifadesi kadar saçma, gereksiz, hatalı, çarpık bir ifade olamaz. İnsanlar imanlı doğar, buluğ çağına girmeleriyle beraber imanlarının gerekliliklerini yerine getirmeleri beklenir. Yani 2 yaşında ölen Linsy imanlı olarak ölmektedir.

Peki bu haksızlık mıdır? Bu sorunun cevabı kendinizi hayatta nasıl konumlandırdığınıza bağlı. Nefsi Tanrı, ibadeti yük olarak gören biriyseniz “evet haksızlık”, ancak nefse değil Allah’a tapıyorsanız, ibadetler-dini emirler sizi daha hür kılıyorsa “hayır haksızlık değil”.

4. İmtihanın parametrelerinin tam olarak tanımlanmadığı ya da farklı dogmalar tarafından farklı şekilde tanımlandığı iddia ediliyor. İnsan, bakmak istediği noktadan bakıyor olaylara. Belki, parametreler çok net. Belki, tüm peygamberler aynı parametreleri söylüyor. Belki, parametrelerin farklıymış gibi gözükmesinin nedeni tahrif ve beşer. Bu “belkiler” çoğaltılabilir. Biraz mantık ve akıl tüm sorunları çözecek olsan şey. Bir peygamber çıkıyor ve kendisinin son peygamber anlattığı dinin son İbrahimi din olduğunu söylüyor. Ve ilginçtir 1400 yıl geçmesine rağmen ne böyle bir din ne böyle bir peygamber ne de böyle bir kitap geliyor. Belki de parametreler çok net  ve belki de tüm parametreler Kur’an-ı Kerim’de saklı. Diğer kutsal kitaplarının sahih, bozulmamış olduğunu kimse iddia edemez. Oysa Kur’an, Allah’ın bin yıllardır  peygamberler vasıtasıyla anlattığı hakikatlerin, imtihan parametrelerinin yer aldığı son ve en net kitap.

5. Allah’ın imtihanına getirilen bir “eleştiri” de, herkese aynı zorlukta soru sorulmadığı. Yani kiminin imtihanı daha zor oluyor kimininse daha kolay. Peki bu adalete aykırı mıdır? İnsanlar imtihanlarının zorluklarına göre ödüllendirilecekse niye adaletsizlik olsun ki? Şayet imtihan dereceleri farklı, ödüller aynı olsa bir adaletsizlikten bahsedilebilirdi ama imtihanın güçlüğü ile ödülün büyüklüğü arasında bir pozitif korelasyon var. Allah yaptığı her işte adildir.

6. Ateistlerin klasik bir “kader” bakışı vardır. Videoda bu klasik bakışı görebiliyoruz. Deniyor ki “Madem Tanrı her şeyi biliyordu niye bizi imtihan ediyor?” Doğan bir bebeğin büyüyeceğini biliriz ya da çocukluk şarkımızda olduğu gibi “tohumların fidana fidanların ağaca ağaçların ormana” dönüşeceğini biliriz ama hiçbirimiz “yahu sonunu bildiğimiz şeyin gelişim sürecini izlemek çok saçma, neticeye gelelim, arayı pas geçelim” demeyiz. İnsanın da kaderi bellidir, Allah geçmişimize-geleceğimize hakimdir. Ancak bu hakikat bizlerin dünya üzerinde yaşamamız gerektiği, gerçeğini de değiştirmez. Ve insan kaderinin çiziminde pasif değildir. Kaderi külli irade ve cüz-i irade çizer. Allah her şeyi bilendir ancak Allah her şeyi yapan değildir. Bunun için insanın iradesi vardır. Ve bunun için dünya hayatı, imtihan alemi olmalıdır.

İnsanın dünyaya gönderilmesinin bir hikmeti ise insanın kendi kaderine şahitlik etmesidir. Ödüllendirilip-cezalandırılmamıza sebep olacak şu dünya hayatını insan yaşamalıdır, yaşamadığı bir şey için ödüllendirilmek ya da cezalandırılmak çok mu normal olurdu?

***

Sıradan, gereksiz ve cahilce argümanlardan ibaret bir video. “Canım istemediği için inanmıyorum” demek varken insanların; sinekten yağ çıkartması, türlü bahaneler bulması İslamı değil ama kendilerini çok zor durumda bırakıyor.

23 Yorum

Kategorisi Ateist Yanılgılar

VMAT2 geni, Allah inancı ve sünnetullah

“DNA’nın şifresini çözen adam” olarak bilinen ve DNA çalışmaları sonrasında Tanrı’ya inanan Dr. Francis Collins gazetelere yansıyan beyanında şöyle diyor;

VMAT2 adlı gene sahip olanların daha inançlı olduğu ortaya çıktı. Buna “Tanrı geni”(God Gene) adı verildi. Bu geni aktif olmayanların ise inançsız olduğu ifade edildi. Fakat şimdiye kadar yaptığımız araştırmalarda VMAT2’nin aktif hale gelmesini sağlayan dış bir etken bulamadık. Ne çevrede olan değişiklikler ne de kalıtsal nedenler VMAT2 üzerinde etkili oluyor. Tanrı geninin mucizevi bir şekilde aktif hale gelip insanlarda inanç olgusunun meydana geldiğini düşünüyoruz. Yani ancak Tanrı’nın isteğiyle inanç geni harekete geçiyor.

 

Yani Tanrı’ya inançtan sorumlu bir genimiz. Ancak mesele bu geni aktif yapan dünyevi bir unsurun bulunmaması. Burada devreye İslamiyet giriyor. Nisa Suresi 155. ayet;

(…)İnkarları sebebiyle Allah onların kalplerini mühürlemiştir. Artık onlar inanmazlar.

Allah bir yanılgıya düşüp de imana gelmeyen insanların kalplerini ayet-i kerimede görüldüğü üzere mühürlemiştir. Bu mühürün işlevi ayetin devamında açıklanmakta; “artık onlar inanmazlar”.  Genetik biliminin vardığı sonuç da bu değil mi? Bir gen var ve bu gen inancımıza etki ediyor. İlginç olan ise işbu geni neyin aktif hale getirdiğinin bilinmemesi. Yani tabiat-üstü bir hadise olduğu ortada. Nisa Suresi’nin mezkur ayetinde anlatılan olayın sahihliğine varıyoruz.

Allah dilediği şeyleri sebeplerden münezzeh şekilde, fizik kurallarının anlayamayacağı şekilde yapmaz. Sebepler dairesinde Allah dilediğini gerçekleştirir. Deprem, yağmur, şimşek, tayfun her şey Allah’tan gelir. Ama Allah bunları sünnetullah ekseninde gönderir. Sünnetullah nedir? Sünnetullah, Allah’ın evreni idare emek için koyduğu ve bilimler vasıtasıyla saptanacak kurallardır. Fizik, kimya, biyoloji, genetik gibi alanlarda saptanan evren-doğa-insan mekanizmaları sünnetullahtır.

VMAT2 yani “Tanrı Geni“nin aktif hale getirilmesi yahut pasifleştirilmesi de bir sünnetullahtır. Allah “kalpleri mühürler” ama bunu genler vasıtasıyla yapar. Allah dilediği şeyi sebepler dairesinde gerçekleştirir. Kalpleri mühürlemek isterse, bunu sünnetullah ile yapar. Böylece insanın evreni, doğayı, Allah’ı anlaması kolaylaşacaktır.

Velhasıl, her yeni bilimsel hakikat İslamı teyid etmekte ve Allah’ın varlığını haykırmaktadır.

Yorum yapın

Kategorisi Genel

Evrendeki ince ayar

 

Evren özel olarak ayarlanmış formüllerle-prensiplerle örülü. Tahayyüllerimizin sınırlarını zorlayacak bir ayar ve denge var.

Biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık. (Kamer, 49)

Ayet-i kerimede de belirtildiği üzere evrenin her köşesine “ölçü” hakim. Moleküller de galaksiler de bu şaşmaz ölçüye göre var. Bahsettiğimiz ölçü optimum seviyede. Evrendeki bu ayar bu ölçü biraz az olsa ya da biraz fazla olsaydı ne hayat olurdu ne evren. Stephen Hawking, Zamanın Kısa Tarihi isimli kitabında “elektronun yükü” ile ilgili şu hakikati vurguluyor;

Eğer elektronun yükü, az bir farkla başka bir değerde olsaydı, yıldızlar hidrojeni yakıt olarak kullanamaz ve sonuçta ışıldayamazdı. Böyle bir durumda patlayarak ölüme giden yıldızlardan artakalan demir, fosfor gibi hayat için gerekli olan ağır elementler de üretilemezdi. Sonuçta hayat gerçekleşmezdi.

Görüldüğü üzere “elektronun yükü” ile ilgili Allah’ın koyduğu ölçü hayatı var edecek derecede mükemmel. Evrenin bu mükemmelliğini Steven Weinberg, The First Three Minutes kitabında çok güzel ifade ediyor;

Evrenin böyle olması gerektiği için böyle olduğunu söylemeliyiz. Aksi halde, evrende bu soruyu soracak kimse olmazdı.

Evrenimiz tam olarak “olması gerektiği gibi”. Şayet evrenimiz şu an olduğu gibi olmasaydı hayat, moleküller, galaksiler, gezegenler hiçbir şey olmazdı. Bu mükemmel evreni, rastlantılar yaratmış olamaz. Zira fizik Michio Kaku der ki “Evrendeki hayat sayılamayacak kadar fazla şartın bir araya gelmesi sonucu oluşmuştur. Hayat son derece karmaşık moleküllerin fiziksel ve kimyasal şartlarının en ufak bir değişikliğe uğraması halinde değişemezdi.” Bu kadar çok etkenin bahis konusu olduğu ve bu etkenlerin hepsinin optimum seviyede olduğu düşünülünce “rastlantı” ihtimali çok saçma geliyor. Açıkça görüldüğü üzere evren bir tasarım ve bu tasarımın bir tasarımcısı var. Ünlü İngiliz kozmolojist Martin John Rees’in 2002′de Bilim ve Teknik‘te yayınlanan makalesinden yapacağım çeşitli alıntılarla evrendeki tasarım gerçeğini ve ince ayarı göstermeye çalışacağım;

 

- Hidrojen atomları birleştiklerinde kütlelerinin 0.007′sini değil de 0.006′sını enerjiye dönüştürüyor olsaydı, bir nötron protona bağlanamaz ve evren yalnızca hidrojenden oluşurdu. Anlamı: ne kimya dediğimiz süreç ne de yaşamın varlığı. Tersine 0.008 olsaydı, bu kez Big Bang’de muazzam ölçülerde üretilen hidrojenden tek bir atom bile geriye kalmazdı. Yine sonuç: ne güneş sistemi ne de yaşam. 

- Kütle çekimi biraz daha güçlü olsa, evren kendi üstüne kapanarak çöker. Biraz daha zayıf olsa, hiçbir yıldız ve galaksi oluşamazdı.

- Evrenimizde uzay boyutlarının sayısı 3 olarak veriliyor (zamanla birlikte 4). Eğer bu sayı 2 veya 4 olsaydı, yaşam varolamazdı.

Evrendeki ince ayarı, şaşmaz dengeyi çok güzel özetlemiş. Alıntılarla devam etmek istiyorum. Yine S.Hawking’in Zamanın Kısa Tarihi kitabından;

Evrenin genişleme hızı o kadar kritik bir orandadır ki, Big Bang’ten sonra birinci saniyede bu oran eğer, yüz bin milyon kere milyonda bir daha küçük olsaydı, evren şimdiki durumuna gelmeden kendi içine kapanarak çökerdi.

Jean Guitton,  Grichka Bogdanov ve  Igor Bogdanov isimli bilim adamları tarafından yazılan “Tanrı ve Bilim” kitabından tefekküre yönlendirici bir alıntı;

Evrensel büyük değişmezlerin biri -örneğin yerçekimi sabiti, ışık hızı ya da Planck değişmezi- başlangıçta en ufak bir değişime uğrasaydı, evrenin canlı ve zeki varlıklar barındırmak için hiçbir şansı bulunmaz, hatta belki de evrenin kendisi ortaya çıkmazdı.

Yale Üniversitesi’nden Prof. Robert Adair The Great Design kitabında evrenin yaratılışını rastlantılara ve tesadüflere bağlayanlara çeşitli sualler yöneltiliyor;

Evrendeki elektron sayısı ile proton sayısı eşittir. Bu eşitlik nasıl izah edilecektir? Evrenin her yönüne egemen olmuş -270 derecelik fon ışıması, birbirinden milyarlarca ışık yılı uzaktaki galaksilerde de aynen geçerlidir. Evrenin farklı bölgelerinde birbirinden bağımsız olarak gelişen galaksilerdeki bu hassas benzerlik nasıl gerçekleşmiştir?

Hadiseye Allah’ı yani tasarımcıyı katmadan bu suallerin hiçbiri yanıtlanamaz. Ne kör tesadüf ne de bilinç evren kendi başına böyle bir mükemmelliği gerçekleştirebilir. Allah’ın varlığına ve varlığının delillerine inanmak istemeyen çeşitli kişiler evrendeki dengeyi, ölçüyü, ayarı açıklayamazlar, açıklamaya kalksalar da ancak “tesadüfe” bel bağlarlar. Oysa Tanrı ve Bilim kitabında verilen bir örnek evrendeki tüm bu ayarın rastlantıların sonucu olamayacağını çok yalın şekilde gösteriyor;

Evrenin ne denli akıl almaz bir incelikle ayarlanmış olduğu hakkında bir fikir vermek için dünyadan, Mars gezegeni üzerinde bir çukura topunu göndermeyi başarabilen bir golf oyuncusunun becerisini düşünmek yeter. Bu nedenler olanlar, başka türlü olamayacakları için oldukları gibidirler.

 

KAYNAKLAR

Zamanın Kısa Tarihi, Stephen Hawking

The First Three MinutesSteven Weinberg

The Great Design, Prof. Robert Adair

Tanrı ve Bilim; Jean Guitton,  Grichka Bogdanov, Igor Bogdanov

Bilim ve Teknik (Ağustos 2002), Martin John Rees

1 Yorum

Kategorisi Genel

Kozmoloji, Kur’an ve Dawkins’in cahil havarileri

Şüpheci Melek yine akıl dolu(!) bir yazı yazmış. Allah razı olsun kendisinden imanımı tazeledim bir kez daha. Muhterem blog yazarı bu sefer yeni iddia ile çıkmış karşımıza: “Kur’an-ı Kerim’e göre dünya düz”

Bu iddianın saçmalığını anlatmadan önce Şüpheci Melek’in yazısında kelimelerle ifade edilemeyecek kadar büyük bir yanlışa dikkat çekmek istiyorum. Abartmadan söylüyorum; ilkokulda okuyan çocuk dahi bu yanlışı yapmaz. Yanlışı Şüpheci Melek’in yazısından alıntılayalım;

Dünya’nın yuvarlak olduğunu göstermek  Macellan’a , Ay ve Güneş’in Dünya’nın etrafında dönmediğini göstermek de Galileo’ya kalmıştır.

Eminim ki 5.sınıf Fen Bilgisi kitabına dahi baksak buradaki büyük yanlışlık ortaya çıkar. Evet arkadaşlar, maalesef Şüpheci Melek, Ay’ın Dünya etrafında dönmediğini zannediyor böyle yanlış bir bilgiye sahip olmasının yanında Galileo’yu da bu saçmalığa ortak ediyor. Kendi safsatalarınıza bu büyük bilim adamlarını karıştırmayın bari. Lafta bilimin savunucususunuz ama bilimin en temel bilgilerinden yoksunsunuz. Bir de kalkmış utanmadan Kur’an-ı Kerim’de “bilimsel olarak hatalar var” diyorsunuz. Sizler önce ilkokul bilgilerinizi bir kontrol edin ondan sonra bilimin sözcülüğüne soyunun.

Bu saçmalıktan sonra tekrar meseleye gelelim. “Kur’an-ı Kerim dünyaya düz diyor” iddiasını inceleyelim.

Şüpheci Melek’in, Kehf Suresi 86.ayet ve başka bazı ayetlere “dayandırdığı” bu iddianın akıldan/izândan uzaklığını olaya akl-ı selim yaklaşan herkes görebilir. Öncelikle olaya dayanak teşkil ettiği söylenen Kehf Suresi 86. ayetin Türkçe mealine bakalım;

Güneşin battığı yere varınca, onu siyah balçıklı bir su gözesinde batar (gibi) buldu. Orada (kâfir) bir kavim gördü. “Ey Zülkarneyn! Ya (onları) cezalandırırsın ya da haklarında iyilik yolunu tutarsın” dedik. (Diyanet İşleri)

Şimdi Şüpheci Melek’in bu ayeti nasıl yorumladığına bakalım;

Ancak ayetin manası, o zamanın coğrafya ve kozmoloji teorisini işin içine soktuğumuz zaman daha fazla tefsire, açıklamaya ihtiyaç bırakmayacak kadar netleşiyor.

Düz dünya teorisi.

Öncelikle şunu iyi anlamak erekiyor; neredeyse bu ayetin tüm tefsirlerinde ortada bir “mecaz” olduğu belirtiliyor. Her ne kadar yazıyı yazan kişi “tefsirlere gerek yok anlamı gayet açık” dese de; açık olan tek şey ayette mecaz ifadelerin olduğu. Bu mecaz ifadeleri görmezden gelmek “körlüğün” neticesidir. Gerçeklere gözleri kapamanın tezahürüdür. Bilimsellik adı altında nasıl şarlatanlık yapıldığının göstergesidir.

Hiçbir tefsire bakmadan, din alimlerinin açıklamalarını dinlemeden bu ayetten çıkarılacak iki husus vardır;

1. “Güneşi, balçıklı bir su gözesine batar buldu” demek Güneş’in Zülkarneyn perspektifinden nasıl göründüğünün mecazi bir anlatımıdır. Yani Zülkarneyn’in güneşi gördüğü esnadaki ortamın tasviri yapılmıştır. Güneşin o anki konumun su gözesine batıyor gibi oluşundan dolayı böyle bir mecaz anlatım vardır. Şu fotoğrafa bakın bir;

Sanki güneş denizin içine batıyor gibi. İşte bu ayet-i kerimede de böyle bir ân anlatılmıştır. Olayı “demek Kur’an dünyaya düz diyor”a çekmek über zorlama bir düşüncedir. Mantıkla, akılla ve tefsir ilmiyle bağdaşmaz.

2. Ayette kozmolojik bir bilgi verilmediği açıktır. Olay salt olarak yukarıda belirttiğim gibidir.

Kehf Suresi’nde iddia edilen gibi bir hatanın olmadığı açıktır. Kur’an-ı Kerim dünyanın düz olduğunu değil aksine geoit benzeri olduğunu dahi söyler. Kur’an-ı Kerim’in dünyanın geoit yapısına atıf yaptığı ayetlerine değinmeden önce Şüpheci Melek’in başka bir ayet ile ilgili söylediklerine cevap vermek elzem.

Diğer bir mevzu ise Yasin Suresi 40.ayet. Ayetin Türkçe meali şöyle;

Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzmektedir. (Diyanet İşleri)

Şüpheci Melek’in gülünç iddiası ise şu;

Dünya’nın merkezde Ay ve Güneş’in de Dünya’nın etrafındaki kubbe içinde dolaştığı düşünüldüğünde Yasin 40 çok fazla açıklamaya gerek kalmadan anlamlı hale gelmektedir.

Bu iddiayı ortaya çıkarmak için baya ıkınmak lazım. ŞM Hazretleri önce “Kur’an dünyaya düz diyor” diye buyurmuş sonra da bu buyruğuna kanıt aramış; bulamayınca da çarpıtmaya başvurmuş. Allahaşkına, Allah’a inanmıyorsanız da başka bir şeyin aşkına söyleyin Yasin 40′da hatalı olan ne?

Öncelikle ayette “Ay ve Güneş, Dünya’nın etrafında dolaşır” tipi bir açıklama yoktur. Bugün bilimin ulaştığı verileri söylemektedir o ayet ve Yasin Suresi. Ayette belirtildiği üzere Ay ve Güneş, yörüngelerinde yüzmektedirler. Bilim bunu söylemez mi? Ay’ın da, Güneş’in de bir yörüngesi yok mu? Herkesin kabul edeceği üzere Ay’ın da Güneş’in de yörüngesi var. O halde neden ayette “hata” arama derdindesiniz? Yoksa Güneş’in Ay’a yetişebileceğini, gecenin gündüzü geçebileceğini mi düşünüyorsunuz? Tekrarlıyorum; ayette bilim dışı tek bir ifade yoktur, dünya merkezli bir model sunulmamaktadır, bu ayet Kur’an-ı Kerim’in zamanı ve mekanı aşan bir kitap olduğunun göstergesidir. Ama tabii Ay’ın Dünya çevresinde dönmediğini zanneden kişilerin böyle hatalar(!) bulması normal.

Gelelim Kur’an-ı Kerim’de yer alan ve dünyanın geoit şekline atıf yapan ayete;

Naziat 30.ayet;

Ve yeryüzünü de bundan sonra yaydı, döşedi.

Burada “döşemek” olarak kullanılan “dehaha” kelimesinin Arapça’da yuvarlak bir şeyi sarmak için kullanıldığı bilinen bir gerçektir. Ve bu da İslam hakkındaki bir miti sonlandırmaktadır.



Özetle İslam asla dünyaya düz demez. İş bu ayetlerde hiçbir bilimsel hata yoktur. Bilimsel hata Richard Dawkins’in havarilerindedir…


9 Yorum

Kategorisi Ateist Yanılgılar