Youtube’da “The Amazing Atheist”(TJ) tarafından hazırlanan “God Fails The Test” videosu Allah imtihanı geçemedi ismiyle Türkçe’ye çevrildi, Şüpheci Melek tarafından paylaşıldı ve ateistler kendilerine yeni bir tatmin metası daha buldu. İnsan azmanı TJ’in hazırladığı bu video aslında İslam hakkındaki cehaleti ve ateizmle gelen, dayanılması güç “sığlığı” gözler önüne seriyor. Hayatın imtihan olduğuna dair İbrahimi dinlerin ortak öğretisini, klasik ezberlerle çökertmeye çalışan video, aslında inanmayanların bilgi birikimini göstermesi açısından “deneysel”. Videodaki hataları, yanlışları, saçmalamaları teker teker ortaya çıkaralım;
1. “Cennete yahut cehenneme giden insanların buralarda ebediyete kadar kalacağının” İbrahimi dinler tarafından söylendiği iddia ediliyor. Bu açık bir çarpıtmadır. Cennete giden insanlar ebediyete kadar cennette kalırlar ancak içinde imanı olup yalnız günahkar olan insanlar ise önce günahları için cehenneme sonra ise cennete gönderilir. Peygamber efendimiz bir hadis-i şerifinde şöyle buyuruyor;
Hakkıyla cehennemlik olan cehennemlikler var ya, onlar cehennemde ne ölürler ne de yaşarlar. Lakin günahları sebebiyle ateşe duçar olan bir kısım kimseler vardır ki, ateş onları tamamen öldürür. Yanıp kömür olduktan sonra, kendilerine şefaat edilme izni verilir. Böylece grup grup getirilirler ve cennet nehirlerine dağıtılırlar. Sonra: “Ey cennet ehli! Bunların üzerlerine su dökün” denilir. Bunlar, sel yatağında biten bir ot gibi yeniden biterler.
Videoda deniyor ki “eğer 1 alırsan cehenneme 5 alırsan cennete gidersin, bunların arasında başka bir not yoktur, 3 falan alamazsınız“. Ancak hadisten anlaşıldığı üzere 1 ile 5 arasında başka notlar da var ve bu aradaki notlar hasebiyle, cehenneme giden bazı kişilerin daha sonra cennete gitmesi de mümkün. Pek âlâ 3 de alınabilir, imtihan sonucunda.
2. Diğer çarpıtma ise Allah’ın yaptığı imtihanın adil olmadığına yönelik. Şöyle bir örnek var videoda; “Farz edelim ki adı Bob olan biri var; karısını sürekli döven, çocuklarını kamçılayan, her türlü iğrençliği yapan biri ama İsa’ya kendini bağışlaması için dua ediyor ve cennete gidiyor“. Örnekte çok büyük bir hata var. Çünkü Bob, Tanrı’ya ya da İsa’ya karşı bir suç işlemiyor, kullara karşı bir suç işliyor. Yani ortada “kul hakkı” var. Bu durumunda Bob’u bağışlayacak tek merci, mağdur kullardır. Şayet zulmettiği insanlar onu bağışlamazsa, Bob kıyamette cennete gidememe tehlikesiyle karşı karşıya kalır. Hadis-i Şerif gayet net;
Müflis, şu kimsedir ki, kıyamette, amel defterinde pek çok namaz, oruç ve zekat sevabı bulunur. Fakat, bazılarına çeşitli yönden zararı dokunmuştur. Sevapları, bu hak sahiplerine verilir. Hakları ödenmeden önce sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları, bunun üzerine yükletilip Cehenneme atılır.
Muhakkak ki mağdur olan hakkını alır, zulmeden ise yaptığının cezasını çeker. Allah’ın tamamen insan iradesine bıraktığı bir mevzu. Ve bireyin İslamiyet açısından ne denli önemli olduğunu göstermesi açısından da çok mühim. “Din” videoda bahsedildiği gibi salt imani ritüellerde bulunma, inandığın “metafizik güce dua etme ve bu güç tarafından bağışlanma” cenderesinde bir olgu değildir. Din; dünya hayatındaki amellerini düzenler, prensipler getirir ve bu ameller doğrultusunda sana hak ettiğini sunar. Dünyada yaptığımız ve başka kulların mağduriyetine sebep veren eylemlerimizin panzehiri dua değil, hakkını aldığımız kullar tarafından bağışlanmaktır. İslamiyet’te kul hakkı dinler üstü bir kavramdır. Şayet bir Müslüman, inançsız birinin hakkına giriyorsa; kıyamette inançsız insan Müslüman’dan kendi hakkını alacaktır. Videoda lanse edilmeye çalışılan; “insaniyetten, insanlıktan uzak salt göklere hapsolmuş, bireyi yok sayan, her türden hatanın tek bir duayla affolunduğu” bir din şablonu. Ancak hakikat böyle değil.
3. Yanlışın, hatanın sonu yok. Videoda bir örnek daha veriliyor; “Hayal edin, Linsy adında lösemili küçük bir kız var ve ölmek üzere. Dini kabul etmek için zamanı olmadı. Bu yüzden de cehenneme gidecek.” Ne tarafını düzeltmem gerekiyor, çözemedim doğrusu. Gerçekten ahmakça bir örnek. Peygamber efendimiz buyuruyor;
“Peygamber cennetliktir, şehit cennetliktir, çocukken ölen cennetliktir, diri diri gömülen çocuk cennetliktir.“
Bu yönde birçok hadis-i şerif var. Çocuk yaşta ölenlerin cehenneme gitmesi söz konusu dahi değil. Ayrıca her insan iman etmiş şekilde doğar. “Dini kabul etmek için zamanı olmadı” ifadesi kadar saçma, gereksiz, hatalı, çarpık bir ifade olamaz. İnsanlar imanlı doğar, buluğ çağına girmeleriyle beraber imanlarının gerekliliklerini yerine getirmeleri beklenir. Yani 2 yaşında ölen Linsy imanlı olarak ölmektedir.
Peki bu haksızlık mıdır? Bu sorunun cevabı kendinizi hayatta nasıl konumlandırdığınıza bağlı. Nefsi Tanrı, ibadeti yük olarak gören biriyseniz “evet haksızlık”, ancak nefse değil Allah’a tapıyorsanız, ibadetler-dini emirler sizi daha hür kılıyorsa “hayır haksızlık değil”.
4. İmtihanın parametrelerinin tam olarak tanımlanmadığı ya da farklı dogmalar tarafından farklı şekilde tanımlandığı iddia ediliyor. İnsan, bakmak istediği noktadan bakıyor olaylara. Belki, parametreler çok net. Belki, tüm peygamberler aynı parametreleri söylüyor. Belki, parametrelerin farklıymış gibi gözükmesinin nedeni tahrif ve beşer. Bu “belkiler” çoğaltılabilir. Biraz mantık ve akıl tüm sorunları çözecek olsan şey. Bir peygamber çıkıyor ve kendisinin son peygamber anlattığı dinin son İbrahimi din olduğunu söylüyor. Ve ilginçtir 1400 yıl geçmesine rağmen ne böyle bir din ne böyle bir peygamber ne de böyle bir kitap geliyor. Belki de parametreler çok net ve belki de tüm parametreler Kur’an-ı Kerim’de saklı. Diğer kutsal kitaplarının sahih, bozulmamış olduğunu kimse iddia edemez. Oysa Kur’an, Allah’ın bin yıllardır peygamberler vasıtasıyla anlattığı hakikatlerin, imtihan parametrelerinin yer aldığı son ve en net kitap.
5. Allah’ın imtihanına getirilen bir “eleştiri” de, herkese aynı zorlukta soru sorulmadığı. Yani kiminin imtihanı daha zor oluyor kimininse daha kolay. Peki bu adalete aykırı mıdır? İnsanlar imtihanlarının zorluklarına göre ödüllendirilecekse niye adaletsizlik olsun ki? Şayet imtihan dereceleri farklı, ödüller aynı olsa bir adaletsizlikten bahsedilebilirdi ama imtihanın güçlüğü ile ödülün büyüklüğü arasında bir pozitif korelasyon var. Allah yaptığı her işte adildir.
6. Ateistlerin klasik bir “kader” bakışı vardır. Videoda bu klasik bakışı görebiliyoruz. Deniyor ki “Madem Tanrı her şeyi biliyordu niye bizi imtihan ediyor?” Doğan bir bebeğin büyüyeceğini biliriz ya da çocukluk şarkımızda olduğu gibi “tohumların fidana fidanların ağaca ağaçların ormana” dönüşeceğini biliriz ama hiçbirimiz “yahu sonunu bildiğimiz şeyin gelişim sürecini izlemek çok saçma, neticeye gelelim, arayı pas geçelim” demeyiz. İnsanın da kaderi bellidir, Allah geçmişimize-geleceğimize hakimdir. Ancak bu hakikat bizlerin dünya üzerinde yaşamamız gerektiği, gerçeğini de değiştirmez. Ve insan kaderinin çiziminde pasif değildir. Kaderi külli irade ve cüz-i irade çizer. Allah her şeyi bilendir ancak Allah her şeyi yapan değildir. Bunun için insanın iradesi vardır. Ve bunun için dünya hayatı, imtihan alemi olmalıdır.
İnsanın dünyaya gönderilmesinin bir hikmeti ise insanın kendi kaderine şahitlik etmesidir. Ödüllendirilip-cezalandırılmamıza sebep olacak şu dünya hayatını insan yaşamalıdır, yaşamadığı bir şey için ödüllendirilmek ya da cezalandırılmak çok mu normal olurdu?
***
Sıradan, gereksiz ve cahilce argümanlardan ibaret bir video. “Canım istemediği için inanmıyorum” demek varken insanların; sinekten yağ çıkartması, türlü bahaneler bulması İslamı değil ama kendilerini çok zor durumda bırakıyor.
Size bir teşekkürüm olacak. Açıkça söyleyeyim ben dindar bir insan değilim ama Allah’a inanıyorum. Beni üzen inanan ve inanmayan insanların dini konular üzerine tartışırken kırıcı, üzücü olması ve birbirlerine hakaretler, küfürler etmesi. Video yu ben de izledim ve cevap yazarken kendi iddanızı savunurken hakaret etmemeniz, kırıcı olmamanız, saldırgan olmamanız ve gerçekten cevap verme amacıyla yazmanız çok güzel bir örnek. Kibar davranışınız için teşekkür ederim. Saygıyla tartışabilmek bir erdemdir ve takdire şayandır.
Yorumunuz için asıl ben teşekkür ederim. Usul mevzusuna değinmeniz iyi olmuş zira çoğu zaman usul esastan yeğdir. Anlattığınız şey doğru bile olsa, doğruyu doğru anlatamazsanız bir kıymeti kalmıyor. Birçok Müslümanın içine düştüğü bu yanılgıyı, blogumda tekrarlamamaya çalışıyorum, başarılı oluyorsam ne mutlu. Tekrardan teşekkürler.
merhaba al gazali,
yazını kesitsel bir şekilde okudum. yalnız ben ateisttim. yazıda ateistlerin yanılgıda olduğu söyleniyor fakat müslümanların yanılgıda olmadığı düşünmek için hiç bir kanıt yok.
kanıt göstermek için çaba harcamak yerine cehennemle tehdit etmek ne kadar mantıklı?
amerikanın keşfinden hemen önce doğan bir maya yada inkanın islamı bilme şansı yok.? bu adamlar cehenneme mi gidecek? hiç bilmiyorlar diye?
ateist olanlar arasında salı ve perşembe günleri sünnet diye oruç tutanlar var. yani ateistizmi seçmek için ibadetin zor gelmesi durumu söz konusu değil. bu konuda seni uyarmak isterim.
hristiyanlık yada islamı seçmek için insanı yazı tura atmaya zorlamak ne kadar mantıklı kanıt yok sadece tehdit var
Merhabalar,
Elbette Müslümanlar da yeri geldiği zaman yanılabilir. Ancak şu an tartışılan videoda konuşan bir ateist ve ben onun yanılgılarından bahsediyorum. Araya “Müslümanların da şöyle yanılgılar vardı” yazmak abes kaçardı. Ayrıca şunu da unutmamak lazım ki yanılgı-hata İslam’da değil ancak Müslümanlar’ın eylemlerinde, İslam’dan bağımsız şekilde olabilir, bunu da belirtmek gerek.
Allah, Kur’an-ı Kerim’de yeterince kanıt sunmuştur. “Ayet” kelimesinin anlamı “delil”dir. Kur’an delil olsun diye indirilmiş bir kitaptır, bunu görmeniz lazım. Allah, bir kanıt göstermeden kimseyi tehdit etmez. Ancak delili gösterdikten sonra tehdit etmek de ziyadesiyle normaldir. “Kanıt yok” demişsiniz. Bence yanılıyorsunuz. Kur’an-ı Kerim’de her meşrepten insan için farklı kanıtlar vardır. Rasyonalist biri, sufi biri, sezgici biri; Kur’an-ı Kerim’den ayrı ayrı deliller çıkarabilir. Ben “hani kanıt nerede” diyen ateist arkadaşlara hep evrenle, doğayla ilgili mucizevi ayetleri gösteririm.
Mesela Rad Suresi 3.ayet der ki “…bütün ürünleri, bütün bitkileri çift olarak yarattı” buradaki “çift” kelimesi “zevceynisneyni” olarak geçer. Yani Türkçe’ye de geçmiş “zevce” kökünden türeyen bu kelime, bitkilerin karşı cinsler halinde yaratıldığını haber verir. Oysa henüz Kur’an-ı Kerim’in indiği devirde bitkilerde cinsiyet farkı olduğu bilinmemekteydi. Bence Kur’an-ı Kerim’in kozmoloji ile ilgili ayetlerini de inceleyin. Bir de Evrendeki İnce Ayar yazıma da göz atın isterseniz.
Sırf bu ayet-i kerime bile inanmak için sebep.
Maya ya da İnka’lara gelirsek. Ayet-i Kerime açık “Biz peygamber göndermeden kimseye azap edecek değiliz” Maya yahut İnkalara peygamber gönderilip, gönderilmediğinden haberimiz yok. Belki gönderildi? Gönderilmediyse de, bundan dolayı yargılanmayacaklardır. Ancak hiç yargılanmayacakları anlamına da gelmez bu.
Son olarak; sünnet diye oruç tutanların ateist olduğunu zannetmiyorum. Yani kendisine ateist bile dese bir oksimoron ortaya çıkıyor. Her neyse; bir gerçek var ki ateizm ile hedonizm birbirine bağlıdır. Ateizmin temellerinde “ibadetin zor gelmesi” yatar. Bu ne kadar inkar edilse de hakikattir.
merhaba gazali,
-cevabım gecikti pardon, o kişi ateist olamaz diyorsun fakat kendisi şu linkte olayı anlatmış:
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=23784
-kuran bütün canlıları erkekli dişili eşler halinde yarattığını söylüyor fakat bakteri ve virüslerin eşleri yoktur bunu biliyoruz.
-Stephen Hawking ateisttir. anlattığı bu bu olayların hepsinde tanrıya ihtiyaç olmadığını ve bilim adamları evrende düzen değil kaos olduğunu söylüyor.
ayrıca hawking in bu videoda tanrıya ihtiyaç olmadığını anlatıyor:
http://www.facebook.com/video/video.php?v=169511773129284
allah yada başka bir tanrı varsa doğa kanunlarını güçlünün zayıfı ezmesi üzerine kurmuş olmalı. bileşke kuvvet dahi güçlünün tarafını tutar . buna americanın ırak’a, israilin filistin’e üstünlük kurmasınıda ekleyebiliriz. işte düzen dediğin budur.
Merhabalar,
- Olayı yanlış aksettirmişsiniz. İlk mesajınızda demişsiniz ki “hem ateist olup hem de oruç tutanlar var” ancak verdiğiniz linke baktığımızda olayın aslında “ibadetlerine yerine getiren bir müslümanın ateist olmak istediği” yazılı(yazanla söylediğiniz farklı). Bu hadise hedonizm ile ateizm arasındaki ilişkiyi ve birçok kişinin ibadetlerden kaçmak için dinden kaçtığı gerçeğini çürüten cinsten bir şey değil.
- Evvela meseleye gelmeden önce şunu kabul edelim ki; Kur’an-ı Kerim, henüz bitkilerin de cinsiyetinin olduğu hakikati bilinmezken bu hakikati açık şekilde anlatmış bir kitaptır. Şu hadise göstermektedir ki Kur’an beşer kelamı değildir, zamanın çok ötesindedir, sonsuz ilmin göstergesidir. Bakteri-virüs konusuna gelelim. Eşeyli bakteri üremesinde “konjugasyon” denen bir olay vardır. Bu konjugasyon esnasında bakterilerin biri erkek biri dişi rolü üstlenir. Allah’ın buyurduğu hakikat böylece tecelli eder. Virüsler mevzusu ise şöyledir; virüslerin canlı olup olmadığı bile belli değildir.(Ayrıca ayetteki “çift” kelimesinin cinsiyet ifade etmenin yanında karşıtlık vs. durumları için de kullanıldığı bazı müfessirlerce söylenmiştir)
- Stephen Hawking istediğini söyleyebilir, karar mercii o değil. Bir insanın kozmolojiye hakim olması metafizik çıkarımlarda ehil kişi olacağı anlamına gelmez. Stephen Hawking’in anlattığı evren, evrende olanlar, Big Bang vs. Tanrıyı kanıtlar. Hawking’in sıkıntısı anlattığı hakikatler ışığında doğru sonuca varamamak. Mesela kendisi Big Bang’in Tanrı olmadan da olabileceğini söylüyor. Ama bu yine kendi anlattığı bilimsel verilere ters. Evrende bu kadar ince olan ayar, rastgele olamaz. Bunun olasılığı yoktur.
- Bu dünya bir adalet dünyası değildir. Allah böyle bir şey söylemez. Adaletin olacağı yer ahirettir. Onun için “kötülükler var, güçlüler hep kazanıyor o zaman Tanrı yok” bakış açısı yanlış. Tanrı zaten bu dünyada sana sonsuz adalet vadetmiyor. Bu dünyanın imtihan alemi olduğunu söyleyen, gerektiğinde zorluklarla karşılacağını söyleyen bir Tanrının böyle bir şey söylemesi mantıklı da olmaz zaten.
Merhaba,
Müsadeniz olursa Ra’d suresi 3. ayet meselesine değişik bir yorum getirmek istiyorum. Öncelikle ayeti diyanet sitesinden alıntılayalım.
“O, yeri yayıp döşeyen, orada dağlar, nehirler meydana getiren, orada her türlü meyveden (erkekli-dişili) iki eş yaratandır. O geceyi gündüze bürüyor. Şüphesiz bunlarda, düşünen bir kavim için (Allah’ın varlığını gösteren) deliller vardır.”
Mevcut bilgilerimizle görüleceği üzere ayet yüzde yüz doğru. Yanlış veya hatalı bir bilgi vermiyor.
Birçoğumuz yol kenarlarında kendi kendine yetişen, bir tarafta beyaz diğer tarafta kırmızı ve ortalarında da pembe veya yarısı kırmızı, yarısı beyaz melez çiçekleri görmüştür.(http://www.cicekansiklopedisi.com/petunya/) Doğada bunun gibi yüzlerce olay gözlemlenebilir. Bu bitkiler arasında bir alış veriş, karşıtlık ve cinsiyet olduğunun en kolay anlaşılabilir kanıtıdır. Melez bitkileri gözlemleyip bu sonuca varmak için herhangibir araştırma yapmaya veya özel bir yeteneğe gerek yoktur. Bu olaylar binlerce yıldır gerçekleşir.
Ayrıca botanik biliminin babası olarak kabul edilen milattan önce yaşamış Theophrastus(http://tr.wikipedia.org/wiki/Theophrastus) ve bitkilerde erkek ve dişiliğin, tozlaşmanın temellerini bularak “De Causis Plantarum” adlı kitabında(http://www.amazon.com/Theophrastus-Causis-Plantarum-Classical-Library/dp/0674995236) yayınlamıştır.
Bu bilgilerle objektif olarak Rad’d suresi 3. ayete baktığımızda ben şu sonucu çıkartıyorum; Peygamber zamanında bitkilerinde erkek ve dişilerinin olduğu zaten bilinen bir gerçekti. Kuran bu ayette bilinmesi mümkün olmayan bir bilgi vermemektedir.
Lütfen olayları mucizevi olarak değerlendirirken lütfen az da olsa şüphe duyun ve araştırın ve bilgi sahibi olmaya çalışın. Bilgiye ulaşmak için Çin’e gitmeye gerek yok. Herşey parmaklarınızın ucunda. İslam da bilgiye ulaşmayı emreder.
Saygılar
Olaylara mantık, akıl ve rasyonalite eksenli bakmakta fayda var. “Theophrastus zaten milattan önce bir vakitte bitkilerin cinsiyetinden bahsetmişti, yani Hz.Muhammed döneminde Araplar bunu biliyordu” demek pek mantıklı bir açıklama değil. Evvala şunu idrak etmek lazım “enformasyonun yayılma gücü” yüzyıllar evvel, bugün olduğu gibi güçlü değildi. Theophrastus bu keşfini Twitter’dan duyurmadı, bu keşif yer kürenin her noktasına yayılmadı zira iletişim araçlarının durumu enformasyonun yayılma gücünü belirler. O dönemin iletişim araçlarıyla bugünün iletişim araçları ziyadesiyle farklı.
İslam alimi Hazini, Newton’dan 500 yıl evvel “cisimleri çeken bir güç var, biliyorum” dedi. Bu Newton’ın, Hazini’den intihal yaptığı anlamına mı gelir? Yoksa Allah’ın koyduğu evren kanunlarını iki farklı zaman diliminde, iki farklı mekanda bulunan iki farklı insanın ortak noktada buluşarak keşfettiği anlamına mı gelir?
Theophrastus’un yüz yıllar evvel yaptığı bilimsel keşifin varlığı, Kur’an-ı Kerim’de R’ad Suresi 3.ayetin “mucize” olmadığı anlamına gelmez. Zira Arap toplumunda bu türden bilimsel donelerin bilindiğine dair tarihi bir vesika yok. “Belki biliyorlardı” varsayımıyla işler yürümez. R’ad Suresi 3.ayet Kur’an-ı Kerim’in -haşa- Hz.Muhammed tarafından yazıldığına yönelik iddiaları çürütmesi açısından mühimdir. Çünkü Hz.Muhammed bir tüccardı, bilim adamı değil ve bu bilgiye vakıf olması imkansızdı.
Merhaba Sayın Al-Ghazali
Öncelikle cevabınız için teşekkür ederim. Açıkçası yorumumun yayınlanıp yayınlanmayacağı konusunda şüphelerim vardı. İnsanların karşı görüşlerine olan saygınız ve hoşgörünüz için teşekkür ederim.
Theophrastus ile Hicret’e kadar olan süre aşağı yukarı 1000 yıl. Hicret ile günümüz arasında geçen sürenin de 1400 yıl olduğunu düşünürsek, bu sürenin, bilginin değişik coğrafyalara yayılması için sürenin gayet yeterli olduğunu görebiliriz. Dediğiniz gibi eski çağlarda bilginin paylaşımı twitter’la olmuyordu. Toplumlar arasındaki etkileşim ve bilginin yayılımı savaşlar ve ticaret vasıtasıyla oluyordu. Peygamer’in de tüccar olduğunu siz kendiniz söylediniz.
Araştırdıkça tezimin bir varsayım olmadığı daha iyi anlaşılıyor. Bakın
http://www.britannica.com/EBchecked/topic/66054/biology burada da Babillilerin milattan önce Mezopotamya’da hurma ağacının eşeyli ürediğini keşfetmiş, polenlerin eril olduklarını ve polenlerin dişil bitkilere aktarılarak üremenin sağlanabileceğini buldukları yazıyor. Mezopotamya gibi yakın coğrafyada, sadece bilim adamlarının değil sıradan çiftçilerin binlerce yıldır bildikleri ve kullandıkları bilginin Arabistan’da da biliniyor olması varsayım veya mucizevi bir durum olamaz. Zaten dikkat ederseniz ben varsayımlar üzerine değil belgelere dayanan gerçekler üzerine yorum yapıyorum. Ortada inkar edemeyeceğiniz bir argüman var. İnsanlar Kuran’dan önce de Ra’d suresinde bahsedilen bitkilerdeki cinsiyetleri biliyorlardı. Bu ayet bir mucize olmaktan çok uzaktır.
Fakat sakın yanlış anlamayın beni. Ayet ile yanlış veya hatalı diye bir yorumum yok. Ayette diyor ki “Meyveler, sebzeler bile erkek ve dişidir. Düşünen kişi burdan birçok dersler ve deliller çıkarabilir.”
Saygılar
Merhaba,
Saygısızlık içermeyen her yorumu yayınlayacağımı bilmenizi isterim. Aksi takdirde haç dövmesi var diye insanları hapse atan Suudlar’dan farkımız kalmaz.
Mevzuya gelirsek; Theophrastus, bitkilerle ilgili ayetin nazil oluşundan yaklaşık 1000 yıl önce bitkilerin de eril-dişil olabileceğini söylemiştir, burada bir ihtilaf yok. Sorun Theophrastus’un keşfinin çevre bölgelere yayılma meselesidir. Pratik bilgi olarak yayılmıştır doğru, ancak teorik altyapısının Arabistan’a gittiği tezini doğrulayacak bir husus yok. Hatta bunun aksini kanıtlayacak bir hadise var;
Hz. Muhammed insanların hurmaları aşıladığını görür. Bunun nedenini sorduğunda “bol ürün almak için” cevabını alır. Hz.Muhammed insanlara böyle bir şeye gerek olmadığını söyler ve insanlar da aşılamayı bırakır. Ancak ertesi yıl ürün alamayınca insanlar Hz.Muhammed’e gider ve peygamber efendimiz der ki “Size bir şeyi emrettiğim zaman bilin ki ben de ancak sizin gibi bir beşerim!”. (Sahih-i Müslim, Fezail)
(Peygamber efendimiz verdiği cevapla; dünya ile ilgili beşeri mevzularda vahiy kaynaklı olmayan ifadelerinin hatalı olabileceğini anlatmıştır)
Bu hadisten çıkarılacak iki sonuç var;
1- Aşılama yapan insanlar, bilimsel bir hakikatin farkında olarak bu işlemi yapmıyor. Yalnızca aşılama olunca pratik bir fayda olacağını biliyorlar.(Aksi takdirde peygamber efendimiz “yapmayın” deyince onlar da bir izahat getirirler ve niye aşılamanın yapılması gerektiğini anlatırlardı)
2- Hz.Muhammed, bırakın aşılamanın teorik bilgisini, pratik faydasını dahi bilmiyordu.
Dediğim gibi peygamber efendimiz bir tüccardı, bilim adamı değil. O vakit Arabistan’da böyle bir bilginin bilindiğini düşünmüyorum.
Şunu da görmek lazım ki Kur’an-ı Kerim’de geçen “her şeyi çift” yarattık ifadesi salt bitkiye indirgenecek bir ifade değil. Velev ki bu ayetler nazil olduğunda Araplar bitkilerin dişil-eril olduğunu biliyordu. Ancak yine de “min kulli şey’in halaknâ zevceynî” (her şeyden çift yarattık) sözü çok önemli. Zira 20.yy’da bilimin ulaştığı hakikatlerden biri her şeyin “anti”sinin olduğuydu. Madde vardı ancak anti-madde de vardı, proton vardı ancak anti-proton da vardı vs vs. Bitkilere de takılıp kalmamak da fayda var.
Merhaba,
Bahsettiğiniz hadisin aslı ve makbulü şöyle;
“Nebi (s.a.s.), aşılama yapan bir topluluğa uğradı. Onlara – Siz bunu yapmamış olsanız da (hurma) olur!” buyurdu. (O sene) hurmalar koruk çıkardılar (iyi bir verim alınamadı). Hz. Peygamber (s.a.s.), (neden sonra) onlara (tekrar) uğradı ve “Hurmalarınız ne durumdadır?” diye sordu. – Şöyle şöyle buyurmuştunuz, (biz de öyle yaptık ve sonuç böyle oldu).” dediler. (Bunun üzerine Resûlûllah):- Siz dünyanızın işini daha iyi bilirsiniz.” dedi.” (Müslim, “Fedail”, 141).
Tevhid-I Halikıyet Gerçeği Işığında Hurma Ağaçlarının Aşılanması İle İlgili Rivayetlere Farklı Bir Bakış (Doç. Dr. Yener Öztürk Dicle Ü. İlahiyat Fak. Dergisi,Yıl:3, Sayı: 2, Diyarbakır 2003)
Görüleceği bu gibi hurma ağaçlarının cinsiyetlerinin bilinmemesi ile ilgili herhangibir argüman içermiyor.
Ayrıca hurma aşılamanın teoriği de pratiği de aynıdır ve bu bilgiye insanların o devrilerde sahip olduğu açıktır. Zira o devirdeki aşılama zaten erkek çiçeklerin polenlerinin dişi çiçeklere dökülmesinden ibaretti.
“Hurma ağaçları ikievciklidir; yani erkek ve dişi çiçekler ayrı ayrı ağaçlarda bulunur ve yalnızca dişi çiçekleri taşıyan ağaçlar meyve verir. Bu yüzden hurma yetiştiricileri her hurmalıkta yaklaşık 50 dişi ağaca karşılık yalnızca bir erkek ağaç dikerler. Erkek ağaç*ların çiçektozları olgunlaştığında birer çiçekli
dal kesilip dişi ağaçlara asılır ve böylece dişi çiçeklerin döllenmesi sağlanır.”
http://www.gizemlikapi.com/botanik/36546-hurma-phoenix-actylifera.html
“min kulli şey’in halaknâ zevceynî” sözü derken Zariyat 49. ayeti kastediyosunuz. Ra’d suresiyle ilgili bahsi kapatıyoruz sanırım.
Zariyat suresinde surenin gidişatından apaçık bildiğimiz anlamda erkekler ve kadınlardan bahsediliyor. Surenin başında Lut ve Nuh kavimlerinin eşcinsel geleneklerinden dolayı helak edilmelerine gönderme yaptıktan sonra “Düşünüp ibret alasınız diye her şeyden (erkekli dişili) iki eş yarattık.” diyor. Buradan nasıl anti-maddeye, anti-protona ulaştığınızı pek anlayamadım. Yani aslında anladım zevç kelimesinin Ragıb el-İsfehani tarafından zıtlık olarak ta anlamlandırıldığını söyleyeceksiniz.(http://meal.ihya.org/kurani-terimler/zevc.html) Ama ayetin gidişatından ben açıkça birinci anlamda kullanıldığını düşünüyorum. Buradan kuantum’a falan girmek biraz zorlama olur bence.
Saygılar
Olayı bir örnekle izah etmeye çalışayım;
Hayatının hiçbir döneminde mantık dersi görmemiş, hatta okuma yazması dahi olmayan bir köylü şöyle bir kıyas yapabilir; “Bütün insanlar ölümlüdür. Ahmet insandır. O halde Ahmet ölümlüdür.” Sizin mantığınızla gidersek okuma-yazma bilmeyen köylümüz bu kıyası yapmak için büyük terim, küçük terim, orta terim, öncül, sonuç vs. gibi teknik detayları biliyor olmalı. Oysa benim bahsettiğim şekilde olaya bakarsak; bu köylünün kıyasın teknik alt yapısını bilmeye gerek yok, zaten kıyas yapabilme insan beyninin insana bir armağanı.
Aşılama işinin yapılıyor oluşu da teknik detayların bilindiği anlamına gelmez. Nasıl ki “kıyas” yapan herkes olayın detayını bilmiyorsa, aşılamada da durum böyledir. Pratik fayda bilinmekte ancak teorik yapı bilinmemektedir. Bu iddiamı çürütecek herhangi bir hadis vs. yok. Bahsettiğim hurma ile ilgili hadis-i şerif ise savunduğum argümanı sağlamlaştırıyor. Diyorsunuz ki “burada cinsiyetlerin bilinmemesi ile ilgili bir şey yok”. Bu sonuca nasıl vardınız? Hadiste bitkilerin cinsiyetlerinden bahsedilmiyor ki…
Zariyat 49, Rad 3 vs. temelde aynı şeyleri söyleyen ayetler olduğu için “bu bahsi kapatıp, yeni bahse geçiyoruz” gibi bir şey yok. Zariyat 49 daha kapsayıcı olduğu için ondan alıntı yaptım. Zariyat 49 gerçekten geniş kapsamlı bir ayet, zannettiğiniz gibi yalnızca cinsiyetlerden bahsetmiyor. Ayetin öncesine bakarsanız bunu görürsünüz;
Göğü de biz güçle bina ettik ve biz onu genişletmekteyiz. / Zariyat-47 [Bu ayet de başka bir mucizedir. Göğün genişlemesi 1920'lerde keşfedilen bir hadise.]
Yeri de biz döşedik. Biz ne güzel döşeyiciyiz. / Zariyat-48
Her şeyden de çift çift yarattık ki, düşünüp öğüt alasınız. / Zariyat-49
Kozmoloji ve jeoloji ile ilgili ayetlerden sonra gelen Zariyat 49′un sadece cinsiyet temelli bir ayet olduğunu mu düşünüyorsunuz?
Bahsettiğim makalenin tamamı
Tevhid-I Halikıyet Gerçeği Işığında Hurma Ağaçlarının Aşılanması İle İlgili Rivayetlere Farklı Bir Bakış (Doç. Dr. Yener Öztürk Dicle Ü. İlahiyat Fak. Dergisi,Yıl:3, Sayı: 2, Diyarbakır 2003)
http://tinyurl.com/6buq95w
Merhaba,
Olayı karmaşıklaştıran asıl sizsiniz. Ben olaya gayet basite indirgeyerek bu sonuca varıyorum. İlk gönderimde bu olay zaten doğada basitçe gözlemlemebilen birşey olduğunu söyledim. Birbirinin özelliklerini melezyelen bitkileri, hurma ağaçlarının bazı çiçekleriyle bazı çiçeklerini bir araya getirdiğinizde daha fazla ürün aldığınızı gören 10 yaşındaki çocuğun bile varacağı sonuç aynıdır. Bitkiler arasında, tıpkı hayvanlarda olduğu gibi bir alış-veriş hadisesi mevcut. Bunun da tek açıklaması farklı erkek ve dişilerin varlığıdır.
Ayrıca siz eski çağlarda yaşayan insanları zamanın şartlarıyla düşünmüyorsunuz. İnsanlar, tarımı hobi olarak veya spor olsun diye yapmıyorlardı. Tarım o devirlerde insanların yaşam biçimi ve tek geçim kaynağıydı. Sürekli doğayı gözlemlemek ve ona göre davranmak o insanlar için ölüm kalım meselesiydi. Doğayı gözlemleyerek ve azıcık akıl yürüterek bu gerçeğe ulaşmak çok normal ki bilimle uğraşanlar 1000 yıl önce zaten bulmuşlar.
Bahsettiğiniz hadis argümanı baştan çürük. Hadisi yanlış alıntılamışsınız. Doğrusu benim gönderdiğim dokümandaki gibidir. Fakat bu olaya nerden bakarsanız bakın, cinsiyetler biliniyordu veya bilinmiyordu gibi bir sonuç çıkmaz. Burada cinsiyetlerin bilinmemesi ile ilgili bir şey yok derken bunu kastediyordum.
Ayrıca olayın Medine’de, Hicretten sonra gerçekleştiği anlaşılıyor. Fakat Ra’d suresi Mekki bir ayettir. Dolayısıyla bu olay Ra’d suresinden sonra gerçekleşmiştir. Sizin teziniz de doğru olsa, benim tezim de doğru olsa peygamberin bitkilerin cinsiyetleri konusunu bu olay sırasında zaten biliyor olması gerekli. Bu yüzden tezinizi desteklemek için öne sürdüğünüz tek argüman da geçerli değil.
Ra’d 3 ve Zariyat 49 arasındaki fark, biri bitkilerin cinsiyetlerinden bahsederken, birinin tüm şeylerin çift yaratıldığını söylemesi. Bu bağlamda iki sureyi de ayrı ayrı değerlendirmeliyiz diye düşünüyorum. Bir önceki gönderdiğim cevapta Zariyatta da cinsiyetlerin ele alındığını söylemiştim. Bu konuda yanılmış olabilirim. Bu konuyu biraz daha araştırdıktan sonra sizinle tartışabiliriz.
Fakat benim en baştaki tezim Ra’d suresiyle ilgiliydi. Ra’d 3′ün mucizevi bir ayet olmadığını gerekli argümanlarla ortaya koduğumu düşünüyorum. Buna karşı siz herhangi bir argüman çıkaramadınız.
Saygılar
Yeterli argümanı sunduğumu düşünüyorum, tatmin olmamış olabilirsiniz. Ancak birkaç noktayı düzeltmem gerek;
- Alıntıladığım hadis yanlış değildi. Hadisin, sizin gönderdiğiniz dökümandaki hali ile benim belirttiğim hali arasında anlam farkı yok. Sonuçta tüm rivayetlerde ortak olan nokta “peygamber efendimizin aşılamanın ehemmiyetini bilmemesi, aşılamayı yapanların da yaptıkları işin nedenini bilmemesi”. (Bahsettiğiniz dökümanda, hadisi yorumlayan ilahiyatçının çok hayali-fantastik bir yorum yaptığını da belirteyim)
- R’ad Suresi Medeni ayettir. Kimileri Mekki olduğunu iddia eder ancak genel kabul Medeni olduğuna yönelik.
Son olarak; Kur’an baştan sona mucizedir. Velev ki bitkilerin cinsiyetinden bahseden ayetin nazil olduğu zamanda insanlar bunu biliyor olmuş olsun! Bu İslam’ın sahihliğine bir zarar vermez. “Göğün genişlemesi” de mi o dönemde biliniyordu? Yunanlı bir filozof onu da bulmuş muydu?
Merhaba,
Demişsiniz ki;
“Yeterli argümanı sunduğumu düşünüyorum, tatmin olmamış olabilirsiniz.”
Ben sunduğunuz herhangi bir argüman göremiyorum hadis örneğinden başka. Ben mi kaçırdım acaba? Argümanlarınızı madde madde yazın ki tatmin olayım. Benimkiler;
-Theophrastus
-Babilliler
-Bu olayın doğada gözlemlenebilir ve çok teknik bir olay olmaması
-Peygamberin tüccar olması
Demişsiniz ki;
”
Alıntıladığım hadis yanlış değildi. Hadisin, sizin gönderdiğiniz dökümandaki hali ile benim belirttiğim hali arasında anlam farkı yok.
”
Anlam farkı olmadığını nasıl savunabilirsiniz? Zaten gönderdiğim makalenin hazırlanış sebebi anlam farkı olması. Olay, sizin anlattığınız gibi olmuş olsa, şöyle bir durum ortaya çıkıyor.
http://www.kevsernet.com/s_ve_c/24.htm Ayrıca siz hangi sıfatla bir ilahiyat profesörünün(sanırım şu anda doçent) hazırladığı böyle bir makale için hayali-fantastik diyebiliyorsunuz? Bunu söyleyebilmeniz için daha sağlam kaynaklar ve daha derin araştırmalar gösterebiliyor olmanız gerekli. Bu makalenin neresinin hayali ve fantastik olduğunu lütfen açıklayın. Açıklayamazsanız ben de sizin söylediklerinizin hayali ve fantastik olduğunu iddia edeceğim.
Fakat asıl meselemiz bu değil. Bu hadiste aslında sizin iddianızı destekleyen herhangibir durum yok. Zaten bunu kendiniz de söylemişsiniz. Demişsiniz ki;
”
Diyorsunuz ki burada cinsiyetlerin bilinmemesi ile ilgili bir şey yok. Bu sonuca nasıl vardınız? Hadiste bitkilerin cinsiyetlerinden bahsedilmiyor ki…
”
Hadis, cinsiyetlerden bahsetmiyorsa, var veya yok demiyorsa sizi destekleyen bir argüman değildir.
Demişsiniz ki;
”
R’ad Suresi Medeni ayettir. Kimileri Mekki olduğunu iddia eder ancak genel kabul Medeni olduğuna yönelik.
”
Açıkçası baktığım kaynaklarda ayet hep Mekki olarak geçiyordu. Bu konuda bir itilaf olduğunu bilmiyordum ve bu yüzden kaynak gösterme ihtiyacı duymadım. Fakat diyanet vakfı sitesinde ayetin mekki olduğu görüşünün daha ağır bastığı söyleniyor.
“Ra’d Sûresi, 43 âyet olup Mekke’de mi, Medine’de mi indiği hakkında ihtilaf vardır. Sûrenin muhtevası göz önüne alınırsa Mekke’de indiğini söyleyenlerin görüşü biraz daha ağırlık kazanır.
“http://www.diyanetvakfi.org.tr/meal/Rad.htm
Sizin bu konuda kaynaklarınız nelerdir? Eğer daha sağlam kaynaklar gösteremezseniz bu iddianızı kabul edemem.
Demişsiniz ki;
”
Son olarak; Kur’an baştan sona mucizedir. Velev ki bitkilerin cinsiyetinden bahseden ayetin nazil olduğu zamanda insanlar bunu biliyor olmuş olsun! Bu İslam’ın sahihliğine bir zarar vermez. “Göğün genişlemesi” de mi o dönemde biliniyordu? Yunanlı bir filozof onu da bulmuş muydu?
”
Şimdi diğer mucize iddialarına girersek konu çok dağılacak. Daha Ra’d suresi için bile anlaşabilmiş değiliz. Kur’an’ın baştan sonra mucize olduğuna inanmıyorum. Ben de baştan sona hikaye kitabıdır desem kime neyi kanıtlamış olurum ve bu desteksiz, hatalı bir tespit olur. Bu mucizeler nedir bunları teker teker ele alıp konuşmak lazım. Fakat dediğim gibi hepsine birden girmek istemiyorum. Hazır girilmişi internette bol miktarda var. Lütfen konuyu diğer mucizelere çekmeye çalışmayın. Önce bu meseleyi aydınlatalım. Ayırca sahihlik konusuna girmek istemiyorum. Olayın buraya geleceğini tahmin ettiğim için daha ilk gönderimde bu ayetin yanlış birşey söylemediğini belirtmiştim.
Saygılar
“Argüman” dediğiniz şey tezinizi güçlendirir. Sizin “argüman” diye sıraladığınız şeylerin tezinizle alakası yok. Tartıştığımız mevzu “Arabistan’da bitkilerde var olan dişilik-erillik biliniyor muydu?” Theophrastus’un bilmem kaç yıl evvel bu işi çözmüş olması, Babilliler’in bundan yararlanıyor oluşu, peygamberimizin etkileşim gücü yüksek olan tüccarlıkla uğraşıyor oluşu bu mevzuyu aydınlatan türden bilgiler değil. Zira tüm bu argüman-ımsı veriler subjektif bir bağ ile Peygamber efendimiz dönemine bağlanılıp, tamamen subjektif sonuçlara varılıyor. Theophrastus’un bu hakikati keşfetmiş olması, Araplar’ın da bildiği anlamına gelmez. İdrak edemediğiniz nokta bu. Ve argüman dediğiniz şeylerin niye argüman olmadığının kanıtı bu. Olayı toparlamak gerekirse;
1. Alıntıladığım hadisin yanlış olmadığında ısrarcıyım hatta linkini verdiğiniz makaledeki haliyle bir farkının olmadığında da ısrarcıyım. Önerdiğiniz makaleyi okumamışsanız sanırım. Orada bahsi geçen hadis-i şerif aynen benim anlattığım şekilde yer alıyor. (Aynı olayla ilgili üç rivayet vardır. Bu üç rivayetin yalnız birinde “çiçeğin erkeğini dişininkine aktarmak” ifadesi geçer. Dolayısıyla iki rivayet ortaklık ettiği için geriye kalan bu rivayet müdrec(zayıf) hadis olur) Tek fark, hadisten çıkarılan anlam.O makaleyi yazan akademisyen “peygamberimiz aslında aşılamayı bırakın dememişti, kastettiği aşılama yapılmasa da Allah’ın verimli ürün vereceğiydi”. İlahiyatçı arkadaş aynen bundan bahsetmiş. Yani hadis-i şerifin benim yazdığımdan farklı olduğunu göstermemiş. Hadisten çıkarılacak anlama gelirsek; geçen söylediğin gibi yine söylüyorum, makalede yapılan yorum fantastik. İnsanların akademik ünvanları, doğru söylediklerini kanıtlayan bir ölçü değildir.
2. O hadis-i şerifte açık olan bir gerçek vardır; peygamber efendimiz aşılamanın faydasını bilmemektedir.(kevsernet.com sitesi kaynaklı verdiğiniz yazıda hadisin gerçek olmadığı, peygamberimizin aslında böyle bir şöyle söylemediği yazıyor. Hadislerin sahihliği birilerinin mantık algısına göre değil, daha bilimsel yollarla saptanır. Bu birincisi. İkincisi ise, peygamber efendimizin halka aşılamayı yapmasalar da verim alacaklarını söylemesinin nedeni kuvvetle muhtemel cahiliye geleneklerinin terk edilmesini istemesiydi) Asıl bizi ilgilendiren kısmı ise aşılamayı yapan insanların da bunu bilmediğidir. Bir alıntı yapayım;
Hz. Peygamber (a.s.m) bile bitkilerde var olan erkeklik ve dişilik hakkında bir bilgiye sahip değildi. Diğer insanların bunu bilmesi zaten söz konusu olamazdı. Eğer böyle bilgileri olsaydı, ilk etapta bunu söyleyerek Hz. Peygamber (asv)’e bu konuda itiraz edeceklerdi. (bk. Abdulmecîd ez-Zendanî, Tevhidu’l-Halık, s.247).
Bu ciddi bir mesele. Madem halk aşılamanın teknik altyapısını biliyor, niye bunu peygamber efendimize izah etmediler? Şayet insanlar aşılamanın tam olarak ne olduğunu bilselerdi bundan vazgeçilemeyeceğini de bilirlerdi. Şayet peygamber efendimiz gelip “hayvanlar çiftleşmese de yavruları olacak” deseydi, halk anında çeşitli sualler soracaktı, kafalarda karışıklık olacaktı. Ancak görüldüğü üzere insanlar olayları tam olarak bilmediği için aşılama hadisesinde bu olmadı. Ve bundan dolayı da bu hadis-i şerif iddiamı güçlendirme açısından gayet kuvvetli bir argümandır.
3. Ra’d Suresi ile ilgili ihtilafların olduğu açıktır. Elbette tam olarak hangi iddianın doğru olduğunu yalnız Allah bilir. Abdullah ibni Abbas, Cabir bin Zeyd gibi sahabe ve tabiinler surenin Medeni olduğunu söyler. Bana mantıklı gelen de bu görüştür.
4. Mevzuyu diğer mucizelere çekmek istemiyorum. Zaten o mevzuları da yavaş yavaş blogumda işlemeye çalışacağım. Anlatmaya çalıştığım şey, Ra’d Suresi’nin Müslümanlar için tek dayanak olmayışıdır. Yani şayet ben Ra’d/3 ile ilgili yanılıyorsam(hiç zannetmiyorum) da bu İslam’a bir zarar vermez, benim hatalı olduğumu gösterir.
Bir önceki mesajımda yanlışlıkla satır bölünmeleri oluşmuş. Okumayı zorlaştırdığı için özür dileyerek aynı mesajı tekrar gönderiyorum. 17 Ekim tarihli gönderimi dikkate almayınız. Dilerseniz silebilirsiniz.
Merhaba,
Demişsiniz ki;
“Theophrastus’un bu hakikati keşfetmiş olması, Araplar’ın da bildiği anlamına gelmez”
Fakat bilmediği anlamıda da gelmez. Ben olaylara tamamen mantıksal çerçevede yaklaşıyorum. Gerektiği yerde kaynaklara bakıp bunları sizinle paylaşıyorum. Görüşümü desteklediğini düşündüğüm birden çok argümanla karşınıza çıkıyorum. Böylece bir yargıya varıyorum. Fakat sizin, ortaya koyduğunuz somut hiçbirşey yok fantastik bir hadis dışında. (Siz bir ilahiyat profesörünün yazdığı makaleye fantastik diyorsunuz, yerine hiçbirşey koyma gereği duymuyorsunuz, ünvanların gerçeği yansıtmayacağını söylerken neyin gerçeği yansıtacağı konusununda hiçbir açıklama yapma zahmetinde bulunmuyorsunuz. Bende sizin hadisinize aynı yaklaşımda bulunursam haksızlık etmiş olmam sanırım.). Sizin ortaya koyduklarınızın tümü;
“Ra’d Suresi ile ilgili ihtilafların olduğu açıktır. Elbette tam olarak hangi iddianın doğru olduğunu yalnız Allah bilir. Abdullah ibni Abbas, Cabir bin Zeyd gibi sahabe ve tabiinler surenin Medeni olduğunu söyler. Bana mantıklı gelen de bu görüştür”
gibi kendi yalan yanlış, nesnel yargılarınız. Bununla ilgili ne bir sebep ne de bir kaynak ortaya koyabiliyorsunuz. Sonra da subjektif olan ben oluyorum öyle mi?
1.”İnsanların akademik ünvanları, doğru söylediklerini kanıtlayan bir ölçü değildir.” demişsiniz. Peki soruyorum insanların doğruyu söylediklerinin ölçüsü nedir? Sizin görüşünüzü ve söylediklerinizi destekliyor olması mı? Adam oturmuş akademik bir makale yazmış. Tartışmalı bir konuya açıklık getirmiş. Yazdıkları yanlış mı? değil. Mantıksız mı? Değil. Fantastik diyorsunuz. Neresi fantastik? Cevap yok. Bu konuya sadece hatalı alıntı yaptığınız için girdik. Siz Peygamberin;
“Aşılama yapmanıza gerek yok”
demesiyle
“Aşılama yapmasanız da hurma olur”
demesi aynı anlama gelir diyorsunuz. Aynı anlama gelir gibi görünse de anlam farkı var. Sizin söylediğinizde bir yargı var ve peygamberin aşılama olayının yapılmasını istedemediği, yanlış bulduğu anlamı çıkıyor. Fakat ikincide bir tavsiye, bir fikir beyanı var. Bu durumun konuyu dağıttığını ve asıl meseleden bizi uzaklaştırmaya başladığını düşünüyorum. Bu yüzden naklettiğiniz şekliyle makalede anlatılan arasındaki anlam farkı konusuna Ra’d suresi meselesi açıklığa kavuşana kadar girmeyeceğim. Olayın özüne konsantre olursak daha iyi olur.
2.”Hadislerin sahihliği birilerinin mantık algısına göre değil, daha bilimsel yollarla saptanır” demişsiniz. Bu bilimsel yollar nelerdir çok merak ediyorum. Bunları bir not olarak yazsaydınız bir kaynak gösterseydiniz keşke. Ben, hadislerin sahihliğinin, kurana uygunluğuna göre ulemanın(veya ulema geçinen birilerinin) kendi değer yargılarına göre belirlediklerini biliyorum. Mesela recm cezasının hadislere dayandırılarak bazı yerlerde uygulanması veya bazı yerlerde uygulanamaması gibi sürekli bir anlaşmazlık var. Fakat bilimsel yöntemde böyle bir durum söz konusu olamaz. Bilim evrenseldir, kişilere ve toplumlara göre değişmez. Bahsettiğiniz bilimsel yolların ne olduğunu yazmadığınız için hadislerin sahihliğinin bilimsel yolla saptanması iddianızı kabul etmiyorum. Hadislerin sahihliği tamamen kişisel çıkarımlara dayanmaktadır.
Demişsiniz ki;
“peygamber efendimizin halka aşılamayı yapmasalar da verim alacaklarını söylemesinin nedeni kuvvetle muhtemel cahiliye geleneklerinin terk edilmesini istemesiydi”
Bu kanıya nasıl vardığınızı hiç anlamadım. Sanırım kendi düşüncenizi desteklemesi için bu anlamı çıkardınız. Hadiste açıkça dinle alakası olmayan konularda, Peygamberi körü körüne takip etmeyin, ama dinle ilgili konularda sözünden çıkmayın deniyor.
Demişsiniz ki;
“Şayet peygamber efendimiz gelip “hayvanlar çiftleşmese de yavruları olacak” deseydi, halk anında çeşitli sualler soracaktı”
Burada resmen olayı çarpıtıyorsunuz. Hayvanlar çiftleşmese de yavruları olacak demek saçma sapan, gerçek dışı bir iddiadır. Şayet Muhammet bunu demiş olsa insanlar Muhammet’in peygamberliği hakkında sualler sormaya başlarlar. Burada hadis örneğindeki önerme “Hayvanları çiftleştirmeseniz de yavruları olacaktır” şeklinde olmalıdır. Bu doğrudur çünkü hayvanların yavrulaması için insanların çiftleştirmesine ihtiyaçları yoktur. Kendi kendilerine de çiftleşip çoğalabilirler. Fakat bu evcil hayvan ırklarının ıslahı için tercih edilen bir yol değildir. Peygamber böyle söylemiş olsa kimse itiraz etmez ve insanlar “vardır bir bildiği” deyip olayı test etmek için hayvanları başı boş bırakırlar ve neticeye göre hareket ederler.
3. Hadisin mekki mi medeni mi olduğuna dair size kaynak olarak diyanetin sitesini gösterdim, sizden neden mededi olduğuna dair sebep ve kaynak istedim siz bana “bu bana mantıklı geliyor” dediniz. Dikkate bile almıyorum. Hadis Mekki’dir.
4. Beni, meselenin İslama zarar verip vermemesi ilgilendirmiyor. Ben ilk gönderimde bununla ilgilenmediğimi ve rad 3′ün mucizevi olmadığını söyledim. Halbuki siz sırf bu ayetin bile inanmaya yeteceğini söylüyordunuz.
Son olarak argümanımı biraz daha güçlendirerek tekrar etmek istiyorum.
1-Mucizeler normal koşullarda oluşması imkan dahilinde olmayan olaylardır.
2-Bitkilerdeki cinsiyet olayı, daha önce bilimsel incelemeler sonucu ortaya çıkarıldığı ve kitaplara geçtiği için Araplar’ın bunu biliyor olması imkan dahilindedir.
3-Arabistan’da tıpatıp hayvanlardaki çiftleştirmeye benzeyen bir hurma üretimi vardır. İnsanların buna bakıp bunların da erkeği dişisi var sonucuna varmaları imkan dahilindedir.
4-Peygamber cahil değildi, aynı zamanda kervanlarla gezip değişik kültürlerden insanlarla tanışmıştı. O dönemde bu insanların dünyada ne olup bittiğini öğrendikleri en etkin enformasyon yöntemiydi. Muhammet’in bu bilgiyi seyahatleri sırasında öğrenmiş olması imkan dahilindedir.
Buradan çıkarılacak sonuç ise Ra’d suresi 3. ayet mucize değildir.
Saygılar
merhaba al ghazalı yazdıklarını okudum ve gercekten etkılendım. sızden yardım almak ıstıorum..eger eklersınız cok sevınırım dnd_bakirci@hot
5. Allah’ın imtihanına getirilen bir “eleştiri” de, herkese aynı zorlukta soru sorulmadığı. Yani kiminin imtihanı daha zor oluyor kimininse daha kolay. Peki bu adalete aykırı mıdır? İnsanlar imtihanlarının zorluklarına göre ödüllendirilecekse niye adaletsizlik olsun ki? Şayet imtihan dereceleri farklı, ödüller aynı olsa bir adaletsizlikten bahsedilebilirdi ama imtihanın güçlüğü ile ödülün büyüklüğü arasında bir pozitif korelasyon var. Allah yaptığı her işte adildir.
Benim bu soruya eklemek istediğim bir soru ve cevap var.
Soru;Siz bir hoca olasınz ve öğrencilerinize sınav yapsanız, onalra aynı soruları mı sorardınız, yoksa birine çok daha zor birine de çok daha kolay mı sorardınız? Elbetteki adaletten bahsediyorsak, her öğrenciye aynı zorulukta soru sormanız gerekir. Peki dünya bir imtihansa ve yaratıcı adilse neden kimisini zenginlikle sınarken, birisini fakirlikle sınıyor? Sizce bu sizin adalet anlayışınıza uygun mu?
Farklı yetenek ve güçlere sahip iki insana, aralarındaki insan olma ortak noktası baz alınarak birebir eşit işlerin verilmesi eşitliktir ama adalet değildir. Eşitlik bazen adalet olurken bazen de adaletsizlik olabilir.
Örneğin,Ekonomik yönden mutlak eşitlik adalet değildir çünkü: Mesela işyerinizde iki insan çalışıyor biri çok çalışkan diğerinin iki katı iş çıkıyor elinden. Tabiki bu kişiye diğerinden daha fazla maaş vermek yada bir ayrıcalık tanımak adalettir. “Ben eşitlik yanlısıyım” deyip her ikisine de eşit maaşı vermek adalet değildir.
Burada, kimi öğrenciye koloy kimine zor soru sormak adalet kavramından önce “eşitsizlik”kavramı ile tanımlanır, ifade edilir.
Bu eşitsizlik durumu. Hocanın Adaletsiz olacağı anlamına gelmez…
Hocanın,Sınav Sonuçlarını Biliyor musunuz?
Konuyu Eğer Adalet olarak ele alırsak… Örnek,
Çocuklara Aynı Soruları veya (kopya çekmesinler diye)farklı bi sorularda sorulabilir.Bu Soruların Kimisinin zor kimisinin kolay olduğu benim o öğrencilere adaletsizlik yaptığım anlamına gelmez ki, Şöyleki zor sorunun cevabı daha çok puan,kolay sorunun cevabı daha az puan anlamına gelir.
Yani, insanlara zor veya kolay soru sorularakta adalet sağlanabilir…
Birde Sn.Al-Ghazali Ateistlerin Tezine Cevap Verirken Kaynağı Sitenizde Paylaşamazmısınız. Bu Şekilde Reklam yapmış olmuyor musunuz?
Ergün Bey, öncelikle yaptığınız ekleme için teşekkür ederim. Sorunuza gelirsem; kaynak saklamak benim savunduğum fikre ters bir tutum. Çünkü;
1. Herkes, karşı çıktığı şeyi birinci elden okumak ister. Ayrıca benim kaynağı çarpıttığım iddialarını da kaynağın adresini vererek boşa çıkarmış oluyorum. Böylece tartışma güven ortamında yürüyor.
2. Hakikatin İslam olduğunu bilen bir mü’min menfi iddialardan bu iddiaları birilerinin duymasından korkmaz. Ben doğruyu biliyorum ve burada doğrunun sözcülüğünü yapıyorum. Yanlışın panzehiri görevindeki çeşitli bloglardan biri burası. Panzehir oldukça, zehirden korkmanın gereği yok bence.
Yukarıda Sn.Güray Bey Aşağıdaki Ayet’e Değişik Bir Yorum Getirmek istemiş,Teşekkürler Bende Değişik Bir Yorum Getirmek İstiyorum.
“O, yeri yayıp döşeyen, orada dağlar, nehirler meydana getiren, orada her türlü meyveden (erkekli-dişili) iki eş yaratandır. O geceyi gündüze bürüyor. Şüphesiz bunlarda, düşünen bir kavim için (Allah’ın varlığını gösteren) deliller vardır.”
-Meyveler ile ilgili olarak,
1.)Botanik biliminin açık bir şekilde ortaya koyduğu üzere bitkilerde üreme, erkek ve dişi organlar vasıtasıyla gerçekleşmektedir. Bu erkek ve dişi organlar bazan aynı çiçekte, bazan ayrı çiçeklerde, bazan da hurmada olduğu gibi ayrı ağaçlardaki çiçeklerde olabilmektedir.
-Yerlerin Yayılıp Döşenmesi ve Nehirlerin Meydana Gelmesi…
2)Günümüz bilimi, Dünya yüzeyinin eski dönemlerde günümüzden farklı bir görünüme sahip olduğunu kabul etmektedir. Ünlü Alman bilim adamı Alfred Lothar Wegener, 1915′te Die Entstehung der Kontinente und Ozeane (Kıtaların ve Okyanusların Kökeni) adlı kitabında, başlangıçta tüm kıtaların dev bir kara parçası halinde birleşik olduğunu öne sürmüştür. Sonraki yıllarda bu büyük kara parçasını, “tüm kıtalar” anlamına gelen Latince Pangaea olarakadlandırmıştır.
(http://www.ucmp.berkeley.edu/history/wegener.html)
Alfred Wegener’in 1912′de ortaya attığı “kıtasal sürüklenme” teorisine göre ise, Atlantik Okyanusu’nun iki yanındaki kıtalar birbirinden ayrılmaya devam etmektedir. Bu teori levha tektoniği (tabaka tektoniği) olarak bilinen bilim dalının gelişmesiyle, günümüzde şu şekilde son halini almıştır: Kıtalar okyanus yüzeyinde sürüklenerek birbirlerinden ayrılmıyorlar. Ancak kıtalarla birlikte okyanus tabanı da “astenosfer” ya da “üst manto” denilen yüksek ısı ve basınç altındaki sıvı magma katmanın üzerinde yüzerler. Dolayısıyla Dünya’nın dışta gözüken karasal kıtaları yanı sıra denizin altındaki yerkabuğu da hareket halindedir.
(http://www.ucmp.berkeley.edu/history/wegener.html)
Kıtaları taşıyan levhaların, gerilerek genişleme, yayılma, uzama, esneme olarak tarif edilen hareketi nedeniyle, günümüzde kıtalar yılda yaklaşık 3 cm kadar birbirlerinden uzaklaşmaktadır.
(http://www.gsfc.nasa.gov/gsfc/service/gallery/fact_sheets/spacesci/lageos.htm )
Ovalık ve çöküntü bölgeleri, yeryüzü kabuğunun doğu-batı yönünde genişlemesi nedeniyle son 10 ile 20 milyon yıldır oluşmaktadır. Bu esneme hareketi nedeniyle bir gerilim meydana gelir; yavaş ve sürekli bir hareket ya da bir fay hattı boyunca oluşan ani hareketler (yerkabuğunda bir çatlama) sonucunda bu gerilim salıverilir ve depremler meydana gelir. Bir deprem sırasında dağlar yükselirken, vadiler ise fay hatları boyunca derinleşirler. Bu yayılma-esneme hareketi bugün de devam etmektedir.
(http://www.wincom.net/earthexp/n/rivers.htm )
Teşekkürler